ASO Kadın Öne Çıkarılmış Uncategorized @tr

Güçlükler Karşısında Pes Etmeyenler, Gerçek Savaşçılardır

Duvar Arkasında Fısıltılar -2

Yazının ilk bölümünde kadınların Iran’da bir duvar arkasından sesini duyurma mücadelesi verdiklerini yazmıştık.  Duvarın hangi tarafında olmaları pek de önem taşımıyor, zira bu duvar yerinde durduğu sürece, ister iç ister     dış tarafında olsunlar, o duvarın gölgesi yapıtlarının hep üzerinde olacaktır. Yazımızın bu bölümünde duvarın dışında kalan Iranlı kadınların seslerine kulak vereceğiz.

İran islam devriminden sonra giderek şiddetini artıran baskıcı rejim, birçok İranlı kadın yazarın ülkeyi terk edip başka ülkelerde yazmaya devam etmelerine neden olmuştur. Bu yazarların hemen hemen hepsi politik görüş olarak İran İslam rejimi karşıtıdırlar. Büyük çoğunluğunun eserlerinde cinsellik ve kadın özgürlüğü ön plana çıkmaktadır. En büyük sıkıntıları ise ülkeleri dışında , dillerine sahip çıkmaktır. Bir yandan okuyucularından uzak ve farklı kültürel ortamlarda yaşamaları, diğer yandan dilin dinamiklerinden uzak kalmaları onların ortak  sıkıntılarıdır.

Yurt dışında yaşayan en önemli İranlı kadın yazarlar; Mahshid Amirshahi (1937 doğumlu Fransa’da yaşıyor),Goli Taraghi ( 1939 doğumlu  Fransa’da yaşıyor), Shahrnush Parsipur(1946 doğumlu  ABD yaşıyor), Azar Nafisi (1955 doğumlu ABD yaşıyor), Soudabeh Ashrafi ( 1958 doğumlu ABD yaşıyor) . Ne yazık ki bu yazarlardan,  Türkçeye çevrilen sadece Soudabeh Ashrafi/ Balıklar Gece Uyur/ çevirmen:Turgut Say/ Eksik Parça yayınları/2015  mevcut aynı çevirmen’den Mahshid Amirshahi’den iki önemli eseri bir sene içinde  Türkçede okuyabileceğiz.

balıklargeceuyur

Soudabeh Ashrafi’nin yaklaşık 2-3 hafta önce ‘Balıklar Gece Uyur’ isimli kitabı Türkçe olarak kitap evlerinin raflarında yerini aldı. Kitabın çevirmeni  arkadaşım Turgut Say sayesinde Soudabeh Ashrafi ile iletişim kurma ve bir röportaj yapma şansım oldu.

Soudabeh sayesinde Iran dışında yaşayan kadın edebiyatçıların, yazınlarının nasıl etkilendiğini anlamaya ve İran edebiyatını biraz daha tanımaya çalıştım. Bakalım bu gizemli dünyanın kapılarını bu röportaj ile ne kadar araladığımıza hep beraber karar vereceğiz.

Soudabah 56 yaşında 3o yılı aşkın süredir Amerika’da California’da yaşıyor. Diline, kültürüne, edebiyata binlerce kilometre uzaktan sahip çıkma, üretme mücadelesi veriyor. Devrim sonrası , 1984 yılı Aralık ayında Iran-Irak savaşının en sıcak döneminde ülkeyi terketmek zorunda kalıyor. Üniversitede gazetecilik ve kütüphane yönetimi eğitimi almış. 2 çocuklu bir anne.

İran İslam devrimi İran Edebiyatını etkiledi mi?
İslam devrimi her alanda İranlıların yaşamına etki etmiştir. Tabi ki Edebiyatın da bu etkinin dışında kalması beklenilemez. 36 yıldır süren, devrim sonrası  hayatın her alanındaki baskıların, edebiyatımıza da maalesef olumsuz yansımaları oldu. Devrim bireyselliği ve yazarın yaratıcılığını tutsak etti. Ciddi insan hakları sorunlarının olduğu üçüncü dünya ülkelerinde , birinin her zaman sizi, neyi nasıl yazdığınız konusunda inançlarınızdan dolayı izlediğini, izlendiğinizi hissedersiniz. Bir dönem entelektüeller arasında yani yazarlar, şairler, özgür düşünce savunucuları, Yazarlar Derneği üyeleri, hatta çevirmenlerin politik düşüncelerinden dolayı bir temizleme ,yok etme kampanyası söz konusu olmuştur. Pek çoğu öldürülmüş, hapsedilmiş, gözaltına alınmış, ev hapsine alınmış, eğitim vermesi yasaklanmıştır. Sadegh Hedayat, Ahmad Shamlou, Frough Farrokhzad gibi İran Edebiyatının belkemiği olarak kabul edilen yazar ve şairlerin üniversitelerde öğretilmesi, okunması yasaklanmıştır. Onaylanmamış yazar ve yazıların yayınlanmasından dolayı pek çok edebiyat dergisinin yayını durdurulmuştur.
Bir yazarın gerçekleri söylemesi ve yazması için, öncelikle toplumun etkisi ve kurallarından bağımsız bireysel düşünme özgürlüğünün olması gerekir. Bu durum maalesef İran’da mümkün değil. İran Edebiyatı, özellikle kurmaca yazım ; sınırlama, eleştiri ve tartışmalarla mücadele ediyor. Yazmak profesyonel bir iş olarak değerlendirilmiyor. Yazmak pekçok ülkede kazançlı ve prestijli bir kariyer . Enazından özgür olarak fikirlerini ifade etme hakkına sahipler ve yazdıkları fikirlerden dolayı yargılanmıyorlar. İran’da edebiyat üretmenin ana koşulları maalesef mevcut değil. Yazım dünyası halen bir depresyon ruh hali içinde. Bu sebeple yazarların çoğu yeterince yazma motivasyonuna sahip değiller. İslam devrimi , ancak İslami değerleri vurguladığı çerçevede edebiyata değer veriyor. Yazarlar Birliği etkisiz hale getirilmiştir. Yazma enerjisini ateşleyecek hiçbir konferans, tartışma ya da workshop yapılmasına izin verilmemektedir. Edebiyatçılar için ciddi ekonomik sorunlar söz konusudur. Okuma zevkine enerjisine sahip okuyucu bulmak da artık zor ama kimseyi suçlamak da mümkün değil; çünkü pekçok sanatçı ve yazar ekonomik kaygılarla iyi eserler üretememektedir.
Kadın yazarların İslam devrimi sonrası tepkileri ne oldu?
İslami devrim tabi ki kadın yazarların yaşamlarını yoğun bir şekilde etkiledi. Kimi yazarlar devrim döneminde ve sonrasında ülkeyi terkettiler. Bazıları haksız bir şekilde tutuklandı ve yıllarca Shahrnoush Paripour gibi tutuklu kaldılar. Bazı yazarların çalışmalarına sansürlü bir şekilde izin verilirken, diğerleri sessiz kalmayı tercih etti. Eserlerini sansürü kabullenemeyenler ise fırsat bulduğunda ülkeyi terketmeyi tercih ettiler. Rejimin sessiz kalmalarına yönelik telkinlerine rağmen, yeni kuşak kadın yazarlar kurmaca yazım dünyasında kendilerine bir yer edindiler. Bu başarılı başlangıca ragmen, halen İran edebiyat dünyasının cadı kazanında mücadele etmek zorundalar.

İran kadınları cesur ve dirençlidir. Kadın yazarlar inatla hikayelerini paylaşmaya devam ettiler; Kadınlar meraklarını sürdürdüler, eşitlik mücadeleleri için birleştiler. Bu durum, ata-erkil, kapalı duvarlar arasında sessizliklerini korumasını bekleyen muhafazakar bir toplum için kolay değildir. Bununla birlikte edebiyat dünyası açısından bir yer ediniyorlardı. Gitgide daha fazla kadın yazarın eseri yayınlanıyor ve kadın yazarla erkek yazarlara oranla daha fazla okunuyordu. Sonuçta öyle bir noktaya gelindi ki kadın yazarlar erkeklere oranla piyasada daha iyi bir yer edindiler.

Maalesef , halen İranlı kadın yazarlar için eşitlik ve saygınlık açısından katedecek daha uzun bir yol var . Kadın ya da erkek, biz yazarlar henüz bireysellik üzerine ‘Büyük Modern Roman’ idealini elde edemedik.
Uzun yıllardır Amerika’da yaşıyorsunuz. Vatan hasretinin , bireysel özgürlüğün keyfini çıkarmaktan alıkoyduğunu düşünüyor musunuz?
İrandan 1985 yılında ayrıldım. Açıkçası bu ayrılışın geçici, İran’da herşey değişinceye kadar birkaç yıllığına olduğunu düşünmüştüm. İran dışındaki hayatım bana göre geçiciydi. İran/Irak savaşının sona ermesinden sonra, 1989 yılında çok büyük politik ve entellektüel temizlik kampanyası yapıldı ve bu sürecin ardından tüm umutlarımı kaybettim. 1998 yılında kısa bir İran seyahati ardından artık Amerika’nın tamamıyla evim olduğu gerçeğini kabullendim.

Ülkesinden ayrı bir yazar olarak duygularınızı bize anlatır mısınız?
1990 yılında yazmaya ciddi anlamda başladım. Farsça yazıyordum ve Amerika’da bir okuyucu kitlem yoktu. Bu da bana kendimi iyi hissettirmiyordu. Evet kalbimi açmakta özgürdüm; fakat yazılarımı yayınlamak ve daha geniş bir kitleye sahip olmak istiyordum. Yazarların internet kullanıp, online ortamda yazılarını yayınlaması ve daha geniş bir kitleye seslenmesi harika idi; diğer yandan bir kitapçıda kitabınızı fiziksel olarak görmek ve dokunmak başka bir şeydi. Kendimi üzgün hissediyordum, çünkü kitaplarımı raflarda görme hazzından uzaktım. Meslektaşım kimi yazarların yaşadığı gibi sansüre boyun eğmek istemiyordum. Bununla birlikte İran’da sansürsüz bir şekilde yayınlanan ‘Fish Sleep At Night’(Balıklar Gece uyur) isimli kitabımı yayımlayan Morvarid yayınevine müteşekkirim. Kitap oldukça ilgi çekti ve birkaç ödül kazandı. Bu aslında istisnai bir durum idi. İranlı yazarlar, ülke dışında yaşasalar bile, kitaplarını İran’da yayınlatabilmesi çok rastlanan bir durum değildi. Aynı şekilde kısa hikayelerimi derlediğim kitabımın yayınlanması red edildi ve online yayınlamaya zorlandım.

Genelde kitaplarım hakkında çok fazla konuşmam ve İngilizce çok fazla yayınım olmadığı için, nadiren kendimi yazar olarak tanıtırım. İngilizce yayımlanan kitaplarım da var ama bu benim için yeterli değil. Bir yazar olarak tanınmayı tabi ki istiyorum ama İngilizce yazmama rağmen ,bir Orta Doğulu yazar olarak bu çok kolay değil.

image

Amerika’da yaşayan bir İranlı olarak, bu durumun yazınızı nasıl etkilediğinizi düşünüyorsunuz ?
Amerika’da yaşarken yapıtları çeviri olarak değil, orjinal dilinde hemen okuma imkanınız oluyor. Burada kısa hikayeler yazmayı öğrendim. Tanımlanan karakterler arasında yaşayabiliyorum. Bir birey ve kadın olarak kendi kimliğimi bulmaya çalıştım ve kendi zihnimle özgürce konuşuyorum. Bu mücadele bana tarzımı bulmama yardımcı oldu. Halen İranlı bir kadın yazar olarak hatıralarım ve dil, kültürümü içimde taşıyorum. Tabular hakkında yazmak, kültürel olarak yasaklı konular hakkında yazmak için daha gidecek yolum var. Burada yaşarken ataerkil bir gözün beni izlediği duygusundan kurtuldum. Diğer yandan Amerika’da yaşamak (özellikle iyi bir yaşam için çok çalışmanın gerekli olduğu bir yerde) yazımı etkiledi. İster istemez yaşam mücadelesi içindeki yazıya odaklanmak ve bundan etkilenmemek mümkün değil.
İran Edebiyatı hakkında ne söylemek istersiniz? İran modern edebiyatının özellikleri nelerdir?
Modern İran Edebiyatı hakkında konuşmak zorlayıcı bir konu.  Amerikan edebiyatındaki gibi, İran Edebiyatında genel özelliklerinden  ayırmak  zor. Modern İran Edebiyatında özellikle kısa hikayeler ve şiir 1950’li yıllarda çok gelişerek edebiyatın en iyi alanları haline geldi. Bununla birlikte her zaman iktidar ile edebiyat arasında bir mücadele süregelmiştir. Devrimden önce, Sovyet politikası ve romanlarının etkisi altında , çoğu yazar monarşiye karşı sosyal gerçekçiliği kullandılar. Büyük bir yazar olmak için eserlerinizde politikayı dahil etmeniz gerekiyordu. Bu şekilde yaptıklarında o kişinin gerçekten entelektüel olup olmadığına, politika bilgisine ya da eserlerin edebi değerine bakılmaksızın ‘Entelektüel’ kabul edilirdi. Yazarlık ve entelektüalizm iç içe geçmiş ve karıştırılıyordu. Genel olarak kurmaca yazım çoğunlukla politik idi.
İran Edebiyatı 1979 devriminden günümüze kadar dinamik bir yapıda, çok farklı bir noktaya geldiği söylenemez. Pek çok yeni yazar çıktı, çok sayıda roman ve kısa hikayeler yazıldı ve yayınlandı. Bunların arasında insanların yaşamları, tarih,cinsel çeşitlilik, kadın konuları, sosyal eleştiri, kişisel düşünce ve tecrübeler gibi modern kurgu yazımının temel özelliklerini barındıranların sayısı maalesef çok değil. En başarılı romanlar bile sansürün gölgesi altında çıkıyor. Çoğu kitap yayınlanıyor, dağıtımından sonra yasaklı kelime ya da kavramlar sebebi ile İslami Kültür ve Rehberlik Bakanlığı’nın (ERSHAD) emir ile piyasadan toplatılıyor. İslami Cumhuriyet her açıdan süregelen bir devrim olarak yaşıyor .  Şair, yazar ya da sanatçı her alanda tüm İranlıların , İslami ideolojiye saygı duyması ve İslami değerlerin sınırlarına itaat etmeleri bekleniyor. Bu beklenti hayal gücünün ötesinde sanat ve edebiyat üzerinde bir kontrol düzeninin kurulmasına izin veriyor. Bu sebeple İran edebiyatı özellikle roman ,bu zor koşulların arasında sıkışıp kalmıştır.
Ülkeyi tamamıyla değiştirip tahrip eden tarihte iki önemli olay var ki değinmeden edemeyeceğim. İlki İran / Irak savaşı , ikincisi ise ülkede politik karşıtları ve entellektüelleri temizleme girişimidir. İnsanların hayatları bu sebeple ciddi şekilde değişime uğradı. Edebiyat üzerinden insanların yaşamlarının nasıl değiştiği ve etkilendiği aktarılabilir; ama maalesef sansür , baskı ve tutuklama gibi caydırıcı sebeplerle bu konuya değinen yazar bulmak kolay değil. Yazmış olsalar bile yayıncılar yayınlamayı reddediyorlardı. Bunun yerine yazarlar yeni form ve tekniklerle , kişisel görüşleri yerine iktidarın kabul edebileceği formatta hafif hikayelere yöneldiler. İran’ın dışına çıkıp , Iran’da anlatılamayanları anlatan birkaç kayda değer roman var. Ülke içinde şans eseri sansürü atlatan eserler de vardır.

“Balıklar Gece Uyur” u yazmak için ilham veren başlangıç ne oldu?
Duyduğum gerçek bir hikayeden ilham aldım. Hikaye kitabımda olduğu gibi ‘kayıp erkek kardeş’ üzerine idi. Ailede kayıpla birlikte oluşacak değişiklikleri hayal etmeye başladım. Ne yapacaklardı? Affedecekler miydi? Bu zihnimdeki ana soruydu. Ardından Fish Sleep at Night (Balıklar Gece Uyur) geldi.
Okuyucuların tepkilerini takip ediyor musunuz? Kitaplarınız hakkında tepkileri, düşünceleri neler?
Bir kitabı tamamladıktan sonra her zaman okuyucularımın tepkilerini takip ederim. Kitabımın pek çok okuyucuya dokunduğunu düşünüyorum. Bu kitaptaki karakterler ile aile üyelerini özdeşleştiren pek çok okuyucu oldu. Özellikle kadınlar Talayeh ve annesi ile bir bağ kuruyorlar.

Türk Modern Romancılarını tanıyor musunuz? Türk Modern Edebiyatı hakkında görüşleriniz nelerdir?
Yabancı değilim. Aziz Nesin’i çocukken, Yaşar Kemal’i ise ergenlik dönemimde okudum. Nazım Hikmet şiirlerine de aşinayım. Orhan Pamuk’u okumak bir keyif. Türk Edebiyatının dünyada yerini bulduğunu düşünüyorum.

Bir blogum var ve Kadınlar ve Toplumsal Cinsiyet Eşitliği üzerine yazıyorum. Bu konuda  bir şey söylemek ister misiniz? Toplumsal Cinsiyet Eşitliği üzerine ne düşünüyorsunuz?
Kadınlar dünya gündeminde her daim olacak. Özellikle Orta Doğu’daki kriz ortamında kadınlar her zaman daha fazla etkilenen, acı çeken oluyor. Toplumsal Cinsiyet Eşitliği hepimizin sosyal yaşamında , zihnimizde ve gündemimizde olmak zorunda. Görüyorum ki gitgide artarak dünyanın her yerinde özellikle ataerkil ve mufazakar toplumlarda kadınların yaşadıkları daha fazla fark ediliyor, görülüyor ve değişim için çaba var. Durmak yok, yola devam !!

No Comments

    Leave a Reply