ASO's Diary Çeşitlilik ve Yetenek Yönetimi Öne Çıkarılmış

Korkunun ecele faydası yok.

Korkular işte de özel hayatımızda da bizi engeller . Genelde başarısızlık, reddedilme ,değişim, yetersizlik korkuları çalışanların ve kurumun performansını etkilediği için iş yaşamında ağırlıkla işlenir.

Bugün ise özgürlüğü kaybetme korkusu üzerine yazmak istiyorum. En büyük şansın doğduğunda başladığına inanırım. Hangi topraklarda, hangi ülke vatandaşı olduğun bir şekilde senin için yazgıyı da beraberinde getirir. Afganistan’da, Libya’da doğan bir çocukla, Kanada  ya da İsveç’te doğan bir bebeğin şans faktörlerini istatistiksel olarak nasıl değerlendirirsiniz ?

Genelde çok pozitif biri olduğumu düşünmem ama oldum olası doğduğumdan beri Türkiye’de doğduğum için şanslı olduğumu düşünürdüm.  Temel vatandaşlık haklarınızı kullanamadığınız, fiziksel güvenliğinizi sağlayamadığınız, barınma, güvenlik, eğitim gibi temel ihtiyaçlarınızı gideremediğiniz ya da cinsiyetinizden, teninizin renginden, ailenizden dolayı daha doğarken 2.sınıf vatandaş olarak kategorize edildiğiniz bir ülkede yaşamanın ne kadar zorlayıcı koşulları getirdiğini , nelere sahip olamayacağımı düşünür ve kendimi şanslı hissederdim.

Bundan 4-5 yıl önce işim gereği Arap ülkelerine gitme olanağım oldu. Bir kadın olarak günlük hayatımızda nelere sahip olduğumuzu , bu sahipliklerin öngörülerimizin çok ötesinde olduğunu fark ettim.  Neler mi? Mesela yolda yalnız yürüyebilme,  kamuya ait alanlarda kadınlı erkekli oturup çalışabilme, araba kullanma, giyinme, sakız çiğneme , kamuya açık ortamda kadın olarak sigara içme ,eğitim, seçme ve seçilme, oy kullanma , aldığın eğitime uygun sahalarda çalışabilme ve meslek edinme…İnanın bu listeyi daha uzatabilirim. Bunların bir özgürlük olduğunu farkında mısınız ? Ben değildim. Ülkeme geri döndüğümde açıkçası kişisel motivasyonuma çok olumlu etkisi olduğunu hatırlıyorum. Bir süre işte, evde, sokakta geçirdiğim her anda özgürlüklerimi fark edip şükredip mutlu olmuştum. Bence Türkiye’de doğan, yaşayan her kadın şu ana kadar yasal ortamlarda da garanti altına alınan , bu özgürlüklerini ve kazanımlarını fark etmeleri gerekiyor.

Son zamanlarda ise bu özgürlüklerimizi kaybetme korkusu ben de tırmanışa geçti. Kaygılarım ve korkularım artıyor.  Bağımsız, demokratik, laik, komşuları ile dost, güçlü diplomasi geleneğine sahip, pek çok Avrupa ülkesinden önce kadınlarına demokratik haklarını vermiş bu ülkede, Türkiye Cumhuriyetinde savaşlardan ve terörden uzak;  çalışıp, yaşlanma , edinimlerimi sürdürme şansıma sahip olabilecek miyim? Ya oğlumun geleceği ? Seyahat için gidip, şükürle döndüğüm ülkelere benzer bir gelecekte mi benim oğlum yaşayacak? Eminim benim gibi bu topraklarda yaşayan pek çok insanın zihninde aynı sorular, kalbinde aynı kaygılar var.

Burada fark ettiğim bir kaç nokta var. Sistem, kurallar ve çevre  insanları çok etkiliyor. Örneğin Türkiye’de eşine şiddet uygulayan, trafik kurallarına uymayan, kızını okutmayan bir adam İngiltere’de yaşarken Türkiye ile Avrupa’yı karşılaştır diye sorduğunda en önemli farkın kişisel özgürlükler olduğunu söyleyebiliyor ve bundan mutlu herkes istediğini yapabilir burada diyor. Oysa aynı adam Türkiye’de köyüne döndüğünde gelenekler, el ne der deyip, dışarı çıkan kızına baskı uygulayabiliyor. Onun için yasalar, onların uygulanabilirliği ve tabi ki bireysel kazanımlar konusunda toplumsal farkındalık çok çok önem taşıyor.

2017 yılındayız ama ülke olarak sanki kültürde daha bir içe kapanış ve muhafazakarlık artıyor. Örneğin 1970lerde -80lerde kadınların giyimlerine , şehir kültür hayatına bakın şimdi karşılaştırdığınızda o şehirlerin bir çoğunda ne sinema , ne tiyatro var. Giyim-kuşam, dış görünümde ise çok çarpıcı değişim var. Muhafazakarlık bir tercih ama önemli olan çeşitlilik? Anadolu toprakları her dini, her kültüre içinde yaşatmış ve yaşatıyor. Her birimiz köken olarak Anadolu’da çok zengin bir karmaya sahibiz. Şirketlerde, iş yaşamında bahsettiğimiz çeşitlilik ve kolektif akıl aslında bizim genlerimizde , geçmişimizde var; ama şimdi ne oluyor da bu kadar hızlı kutuplaşıyor, hiç de yakınlığımız olmayan Arap kültürünün etkisi altında kalıyoruz anlayamıyorum.

Korkunun ecele faydası yok. Bu topraklarda Türkiye Cumhuriyeti olarak 90 yıldır yaşıyoruz ama binlerce yıllık kültürün mirası ve değerleri üzerinde oturuyoruz. Atatürk ve arkadaşlarının bağımsızlık, özgürlük, medeniyet mücadelesini ve kazanımlarımızı bir çırpıda bırakamayız. Korkularımızın üzerine gitmek için önce özgürlüklerimizi fark etmemiz gerekiyor. Şu anda pek çoğumuz neye sahibiz yeni yeni anlamaya başladık.

Macar felsefeci Slovaj Zizek ütopyayı şöyle tarif etmiş; “Gerçek ütopya durum umutsuz olduğunda , yani olası olanın koordinatları dahilinde bir çözüm gitme yolu olmadığında, salt hayatta kalma dürtüsüyle yeni bir alan icat etme zorunda olmakla ortaya çıkar. Ütopya özgür hayal gücünün bir ürünü değildir, ütopya içten gelen bir zorunluluk meselesidir; tek çıkış yolu o olduğu için hayal etmek zorunda kalırsınız. Bugün ihtiyacınız olan ütopya işte budur. “

Atatürk 1900’lerin başında kendi ütopyasını zorunluluklar dahilinde hayata geçirmiş ve paramparça olmuş topraklardan tekrar bağımsız ve özgür Türkiye Cumhuriyeti doğmuş.

İki gün önce İzmir’deki terör saldırısında bir başka ütopyayı gerçekleştiren şehit Fethi Sekin idi.  Kötümserliğin ve olumsuzluğun kol gezdiği şu günlerde, Fethi Sekin bize tekrar insan olmayı, iyimserliği, cesareti, paylaşmayı, birlikteliği , aslında Anadolu topraklarında bizi biz yapan değerleri tek başına hatırlatan bir kahraman oldu.

Ülkemiz için, kendimiz için artık içten gelen bir zorunluluk olduğu aşikar. Kendi ütopyamızı oluşturma vakti geldi. Cesaretle, inançla, farkındalıkla ülkemiz için kolektif zekayı hayat geçirmeniz , kazanımlarımızı yüksek sesle birbirimize hatırlatmamız, yeni ütopyamızı hep birlikte hayal edip gerçekleştirmek için haydi… ne duruyoruz ?

 

 

 

 

No Comments

    Leave a Reply