Konuk Yazar Öne Çıkarılmış Uncategorized @tr

Kadın İstihdamını Arttırma Projelerinde Başarının 5 Ön Koşulu

Türkiye nüfusunun yarısının ( hem de çok yetenekli bir yarının) ancak %30 kadarının (ki bu da iyimser ve aile işçileri sayesinde erişilen bir % ) iş gücüne katılıyor olması; ülkenin topyekün kalkınmasının önündeki engellerden birisidir. Uzun yıllardır ( 18+) iş hayatının içindeki bir kadın olarak; bu şekilde hisseden ve düşünenler listesine adımı yazdırabilirim. Yazdırmanın ötesinde, haddimi aşıp, bu konuda bir şeyler yapmaya da gayret ettim. “Haddimi aşarak” demem; çok gayrete, plana, iletişime ve inanca rağmen, feci halde başarısız olduğumu düşünmemden dolayıdır. Bu gayretlerin, iş hayatında var olabilmiş kadınların, ol(a)mayan hemcinslerine ve ülkeye bir vefa borcu olduğuna inanıyorsak ve herşeye rağmen devam edeceksek, başarılı olmak için bizim dışımızda etkili olan faktörleri de (şu herşeye rağmen kısmı) anlayabiliyor olmamız gerekiyor.

Yazıya konu olan ve benzerlerini sergilemeye, ama daha olgunlaşmış olarak, devam edeceğim “haddini aşma” örneği; İstanbul’da, MEB’dan sertifikalı kadın elektrikçi kalfaları yetiştirme projesi. Türkiye’de kadınların bu sektörde eksik olmalarına bir isyan. Böyle bir işe giriştiğiniz zaman; önce yöneticileri ikna etmeniz gerekiyor. Elektrik teknisyenliği yapan kadınlar Avrupa’da mevcut. Ama Türkiye şartlarını düşününce, ofislerde de çalışmaya uygun bir program hazırladık ki kadınlarımız şantiyede olacaklarını düşünmesinler. Bu programa göre MEB sertifikalı kurs açacak kurum ve öğretmen hazır. Hatta işi İŞKUR yoluyla yaparsanız harçlıkları bile oluyor eğitim boyunca.  SGK’larını Devlet ödüyor vs vs… İstanbul Elektrik Teknisyenleri Odası destek olmaya hazır. İlanlar, broşürler hazır. Bütün bunları gösterip, “bize de bu işte öncü olmak yakışır” dediğinizde size “Hadi bir dene bakalım” diyorlarsa, asıl hikaye o zaman başlıyor işte. Bu örnekte hikaye başlamadı, bitti aslında. Projeye “evet” demiş, zaman ve emek vermiş tamamı erkek şuç ortaklarımın tersine, kadınlarımızın bu mesleğe bir talepleri olmadı. Kurum kültürünün stratejiyi yemek niyetine tüketeceğini bilen bir İK profesyoneli olarak, ülke çalışma kültürünün aynı şekilde bir projeyi nasıl yiyeceğini hesaplamış olmak gerekirdi! Buradan başlayarak şu “ herşeye rağmen faktörler” e dikkat çekmek için ben de oturdum; sorularla projeyi sorgulama listemi yaptım. Hani şu sosyal medyanın yaymayı sevdiği türden. Bu listeye herkes kendi derslerini eklerse; sanıyorum “daha olgun ve olası” projelerle yol alacağız. Almalıyız.

KADIN İSTİHDAMINI ARTTIRMA PROJELERİNDE BAŞARI İÇİN

5 ÖN SORU:

kadin-istihdami-istikrarsiz-4282975_o

 

 

 

 

 

 

 

 

1. Her konuda rekabet etmek iddiamız mı var ?: Bu bir iddia oluyor da, hayatta pek olamıyor. Her tarakta bezinizin olamayacağı durumu kurumlar için doğru ise, birey ve cinsler için de doğru olabilir. Erkeklerin kadınlardan daha avantajlı rekabet edebildikleri alanlar ve bunun tersi de olabilir. Bir kurum nasıl her alanda rekabet etmeye çalıştığında kaynaklarını en optimum şekilde kullanmayabiliyorsa (son zamanlarda beliren ilginç istisnalar var tabii), bireyler de rekabet avantajları olmayan sahalarda olmaya çalıştıklarında enerjilerini yanlış yerlere dağıtıyor ve odaktan çıkıyor olabilirler. Bunu kabul edebilmek bizi zayıflatmaz. Üstelik güçlü olmak için güreşebiliyor olmamız da gerekmiyor!

2. Kadının içten gelen inancı, dış sesleri bastıracak kadar güçlü mü? : Ancak o içten gelen ve samimi inanç, istek, ihtiyaç, arzu, hırs vs. , genellemelerin gücünü ve ağırlığını sıfırlar. Bunu bir başkası için yapmamız, başkaları için inanmamız mümkün değil. Biz ancak “ilgi ve olası istek” için zemin sağlayabiliriz. O ilgi ve istek ya doğar ya da doğmaz. Aksini iddia etmek; kadına rağmen kadını kurtarma misyonuna dönüşme riskini taşıyor ve reddediliyor. Ama içten istek varsa; kadından güreşçi de oluyor. Pek de güzel kabul görüyor. Bu durumda, kadınların zaten istek duydukları alanlarda istihdamları için çalışmak, hazır müşteriye erişmemiz olacak. Belki daha az heyecan verici olacak ama sonuç alma olasılığı daha yüksek.

3. Çalışma isteğini sahiden ne engelliyor?: Bunları tanımadan aşamayız. Üstelik, tanımakla, bildiğini varsaymak iki ayrı şey. Türkiye’de kadın istihdamının önünde en büyük engelin erkekler olduğu, toplum baskısı, mahalle baskısı olduğu düşünülüyorsa halen; biraz daha detaylı ve açık fikirli düşünmemiz gerek. Bir kadın gerçekten de kadın ve anne kimliğinin dışına çıkmak istemeyebilir. Kocasının para kazanan olmasını bekleyip; kendi üretkenliğini ailesiyle sınırlı yaşamak istiyor olabilir. Dünya üzerinde oluşunun nedeni bu olabilir. Bu inancının arkasında kuşaklarca süren bir ikna olabilir ya da olmayabilir. Meslek hayatımda, ailesinde hiç çalışan kadın yokken babasının izinden giden ve kendini yetiştirmiş kadınlar kadar, babalarının çok iyi eğitimler aldırdığı, örneğin Boğaziçi’nde Elektronik Mühendisi olmuş ama evinin kadını olmaktan başka bir şey istemeyen kadınlar da gördüm. Kendi hayali yel değirmenlerimize değil, doğru tanımlanmış engellere, doğru mızraklarla saldırmalıyız. Kazanılmayacak muhaberelerle de vakit kaybetmemeliyiz.

4. Kadının evden çıkmasına değiyor mu ?: Attığı taş sahiden büyük bir kurbağayı ürkütmeli çünkü; evet, çalışmanın da bir külfeti var. Kadınsanız kimse size “çalışıyorsun zaten” demiyor ve evde de çalışmaya devam ediyorsunuz. “Ayaklarımı uzatayım, kahvemle gazetelerim gelsin, kimse debenden sohbet beklemesin, neler çektim bugün işte” olmuyor. Gece hasta olan çocuğunuzla uykusuz kalıp ertesi sabah işe geç kalmamanız bekleniyor. Yani süper kahraman olacaksak en azından uçabilelim değil mi ? Oysa kadınların kazançları, aynı işlerde bile erkek mevkidaşlarından düşük oluyor feryatları var. Bir de kalifikasyonları düşükse ve zaten getirisi düşük işlere aday oluyorlarsa, evde kalmak ve çocuğa bakmak, çok mecbur olunmadıkça, en mantıklısı. Bu durumda olup da mecburiyetten çalışanlar, mecburiyet ortadan kalkar kalkmaz eve geri dönme derdindeler.

5. Taşı büyütmek mi, Kurbağayı küçültebilmek mi? : Evden çıkmanın maliyetini karşılayabileceğimiz işlere hazır değilsek, o hazırlık da zaman ve emek gerektiren bir iş olduğu için; evden çıkış maliyetini düşürebiliyor olmamız gerek. Öyle görünüyor ki bu kurbağa küçülmeden, o taş büyümeyecek. Bu iş ise yalnızca mahalle kreşleri, mahallede yaşlı bakımimkanları, tam gün okullar ya da etüd evleri, sağlığa kolay erişim, ulaşım kolaylıkları, evden çalışma meselesi değil. Sosyologlar ve eğitmenler için de; uzun vadeli bir iş bu. Toplumda kadının “vazifeleri”, görev paylaşımı, kadına iş hayatında ve evde yaklaşım konusunda almamız gereken yollar var. Bu nedenle, istihdam ile ilgili projelerin, işin etrafını da düşünmesi önemli bir başarı belirleyici faktör olur. Eğitip işe alacağız ama kimse gelmiyorsa; yer göstermek, yol göstermek, zamanı göstermek gerekebilir; çünkü  İş bütün bunlarla  bütün bir teklif  .

Nurhayat Ulucan kimdir?

1993 yılında, departmanın adı pek duyulmamışken İnsan Kaynakları masterı yapmaya karar vermiş, 1998’de Purdue Üniversitesinde bu öğrenimi tamamlamış ama halen sahada eğitimde olan, özünde 1991 yılı Boğaziçi Üniversitesi İİBF,  Uluslararası İlişkiler bölümü mezunu, o yıldan bu yana ağırlıklı olarak İK alanında iş hayatı içinde çabalayan, araya 7 yıllık bir Amerika macerası ve son 10 yıldır Ali Yahya ile anneliği katma şansına kavuşmuş, idealist ama bedellerini ödeyen, bu yüzden de mutlu ve huzurlu olan, tüm dünyanın halk el sanatlarına, resme, seramiğe, yazıya, Türk müziği’ne, Türkiye’ye ve insana hayran ve şaşkın bir kadın emekçidir.

No Comments

    Leave a Reply