Konuk Yazar Öne Çıkarılmış Uncategorized @tr

Duvar Arkasında Fısıltılar (1)

Nerdeyse yarım asırdır İranlı kadın yazarlar okurlarına seslerini bir duvar arkasından duyurabilme çabası içindeler.    Onların duvarın hangi tarafında olmaları pek de önem taşımıyor, zira bu duvar yerinde durduğu sürece, ister iç ister     dış tarafında olsunlar, o duvarın gölgesi yapıtlarının hep üzerinde olacaktır.

Duvarın içindeki sesler;

İran İslam devriminden sonra beklenilenin tam tersi olmuş ve İranlı kadın yazarların sayısında inanılmaz bir artış  yaşanmıştır. Kimi eleştirmenler bunu eve kapatılmak istenen İran kadınının, inatla haklarını arama ve koruma çabasına bağlamışsa da aslında konu bu kadar da kolay izah edilemez.
Her ne kadar da özünde sansürün yan etkilerinin izlerine rastlansa da anlaşılan susmaya mecbur bırakılmış yazarların tepkileri cinsiyetlerine göre değişiklik göstermektedir. Erkek yazarların kadın meslektaşlarının aksine bu baskıya karşı esnek ve sürdürülebilir bir strateji oluşturmakta yetersiz kaldıkları görülmektedir.
Erkek yazarların büyük kısmı ya rejimin kurallarına boyun eğip rejim tarafından kabul gören normlarda yazmaya çalışmış yada sansüre katlanmaktansa kalem kırmışlardır. Yazmak için yurt dışına çıkanlar ise sürgündeki kadın yazarların aksine başka dillerde kendilerini ifade edemediklerinden çok dar bir okuyucu kitlesi ile baş başa kalmışlardır.
İranlı kadın yazarlarının sansüre karşı daha esnek bir tutum sergilemiş olmalarının özünde hiç kuşkusuz Doğu kadınının bastırılmışlığa karşı tarihsel deneyimi yatmaktadır.
Bir başka deyimle kadın yazarların tarih boyunca erkek eksenli toplumlarda kendini ifade etmek için geliştirdikleri dolaylı anlatım şekli bu sansür ortamında alternatif bir anlatım biçimi olmuştur.

sirinson

Doğu kadını evde ve toplumda tarih boyunca sansüre maruz kaldığından, duvarlar arkasında dertlerini fısıldayacak özel bir dil oluşturmuştur. İşte devrimden sonra bu dil ve onun şifreli sözcükleri kadına sansürü alt etme esnekliğini sunacaktır!
Bu tarihsel sansür basit bir politik sansürün çok ötesindedir. Bu sansür cinsellikten başlayarak bütün toplumsal ilişkileri ve insani dürtüleri kapsam alanına almış ve zamanla politik baskıların özünü oluşturmuştur.
Erkek eksenli geleneksel doğu toplumunda, erkeğin ifade özgürlüğü devrim sonrası bir politik sansür ile elinden alındığında, erkek sudan çıkmış balığa dönerken kadın bildiği dolaylı anlatım yöntemlerine sarılarak sansürü atlatmayı başarmıştır.
Örneğin Zoya Pirzad, ” Işıkları ben söndürürüm” adlı romanında veya Sara Salar’Öyle mi değil mi?” de kadınların kendi eşleri dışında başka bir erkeğe duydukları cinsel yakınlığı en saklı sözcükler ile en güçlü şekilde ifadelerle anlatmayı başarmışlardır.
İşte bu yüzden İran da kadın yazarların sayısındaki artış bu doğal seçilimin sonucudur. Erkek yazarlar sansüre adaptasyonda zorluk çektikleri için yok olup giderken, kadınlar bu sansüre tarihsel olarak alışık olduklarından ayakta kalmayı başarmış ve yeni bir edebiyat akımına öncülük etmişlerdir.
İran’da yaşayıp orada yazmak zorunda kalan İranlı kadın yazarların yapıtlarında en fazla üç özellik öne çıkmaktadır;
1-İç diyalog ağırlıklı anlatım şekli:
Birçok eserde anlatıcının seslendiği kişi (muhatap) anlatıcının kendisidir. Bir başka deyişle yazar derdini sessizce kendine anlatır. Nerdeyse okuyucu bile muhatap alınmamıştır bunun temelinde hiç kuşkusuz erkek dünyasına hitap etmekten çekinmeleri ve okuyucuyu karşılarına almaktan korkmalıdır.
Sara Salar’ın eserinde üçüncü şahıs anlatıcı olarak başlayıp bir iç diyalog olarak sürdürdüğü “Öyle mi değil mi?” veya Shiva Arastooi’ nin derin iç diyaloğu ile sıkıntılarını anlatan ” Seni görünce güzelleştim!” bu tip dolaylı anlatımlardan sayılır.
Sepideh Shamloo’nun ” Sanki Leyli dedim” adlı romanında kadın anlatıcılar (kadın ve kocasının kızkardeşi) romanın erkek kahramanını muhatab alıp konuşuyorlarsa da, kahramanın yıllar önce ölmüş olması ve roman boyunca anılar dışında var olmayışı kadının muhatapsız anlatıcı durumunda olma kuralını bozmayacaktır.
O yüzden bu romanlarda kadınlar hep bir iç diyalog yolu ile aslında kendi kendilerine birşeyleri anlatırken okuyucuyu kendi dertlerine ortak etmişlerdir.

NeshatShirin-detail-940x530
2-Yalın anlatım:
İranlı kadın yazarlar erkek yazarların tersine çok da entelektüel yeteneklerini ortaya koymaya ve segilemeye hevesli değillerdir. Bir başka ifade ile kadın yazarlar neyi anlatmayı nasıl anlatmaya yeğlemişlerdir. Bu da onların eserlerini sadece kadınlar için değil erkek okuyucuları için de daha somut ve gerçekçi kılmaktadır. Biçimsel süslemeler ve felsefi içeriklerden arınmış bu romanlar basit görünümlerine rağmen hissel içerik ve hayata dair yanları ile satış rekorları kırmaktadır. Örneğin bundan tam yirmi yıl önce Fattaneh Haj Seyed Javadi adında elli bir yaşında bir kadın ilk yazdığı roman ile (Ayyaşın Sabahı) İran’ın gelmiş geçmiş en yüksek tirajını yakalamıştır. Bu son derece basit bir dille yazılan romanda , varlıklı bir ailenin genç kızı olan Mehbube’nin hayatı konu edilmektedir.
Bu son derece basit ve sıradan sayılacak nitelikteki romanın başarısın özünde ise toplumsal sorunların basitçe anlatımı ve herhangi bir edebi kaygının ötesinde okuyucusuna hayatta kalma yollarını anlatmasına bağlayabiliriz.
3-Aile ve aile içi sorunları konu edinmesi;
İranlı kadın yazarlar aile içi sorunları anlatırken toplumsal sorunlara dolaylı olarak değinmeyi başarmışlardır. Çok eşlilik, uyuşturucu bağımlılığı, bastırılmış cinsellik, erkek egemenliği gibi ciddi konular bir aile içinde geçen olaylar ile masaya yatırılacaktır.
Kimi İranlı eleştirmenlerce mutfak romanları diye adlandırılan bu tip eserlerde aile içi çalkantıların kadınların ortaya koyduğu serinkanlılık ve dirayetli yaklaşım sonucu çözüme kavuşması bir yerde erkek yasalarının ne denli yetersiz kaldığını dolaylı fakat vurucu şekilde ortaya sermektedir. Bu tip eserlerde kadın kahramanlar erkekleri pes ettiren ekonomik sıkıntılar ile mücadeleye kalkışır ve daha çok okuyup çalışarak zorlukların üstesinden gelirler. Böylece kadın yazarlar, erkek eksenli İran sansür mekanizmasını bir kez daha şaşırtır ve mutfak kokan bir dille kadını eve kapatmak isteyen İslamcıları dize getirirler.
İran’da devrimden sonra kızların erkeklerden fazla üniversite giriş sınavlarında başarılı olmaları ve daha fazla üniversite mezunu çıkarmalarında kuşkusuz bu mutfak romanların da etkisi olmuştur.

İran’da yazan kadın yazarlarından en önemli bir kaçının en önemli eserlerini okuyucularımıza tanıtmak istedim.(**)

(*)- Bu yazı iki bölümde hazırlanmıştır il bölümünde İran’da yazan kadın yazarları ele alınırken ikinci bölümde İran dışında sürgünde yazan kadın yazarlar ve eserleri ele alınacaktır

(**)- Türkçeye hala çevirilmemiş bu eserlerden sadece Zoya Pirzad’danIşıkları ben söndürürüm” Romanı Aras Yayınlarından Emrullah Yakut çevirisi İle Türkçeye çevrilmiştir.

(***) İran Edebiyatına ait seçme kitaplar Kitap Tanıtım bölümüne eklenmiştir.

No Comments

    Leave a Reply